Türkiye'de siyasetin dili, üslubu ve hedefleri son yıllarda ciddi biçimde değişti. Bir zamanlar siyasi rekabet; fikirlerin, projelerin, vizyonların ve ülkeye dair farklı gelecek tasavvurlarının yarışması anlamına geliyordu. Bugün ise siyasetin giderek daha yüzeysel, daha kişisel ve daha kısa vadeli bir zemine çekildiğini görüyoruz.
Siyaset basitleşti.
Eskiden bir siyasetçinin kendisini ortaya koyabilmesi için bir birikime, güçlü bir hitabet yeteneğine, toplumu okuyabilme kabiliyetine ve ortaya koyduğu projelerin arkasında durabilecek bir vizyona sahip olması beklenirdi. Bugün ise çoğu zaman siyasette görünür olmak, iyi bir sosyal medya hesabına sahip olmak, doğru zamanda doğru fotoğraf karesinde yer almak ya da gündemde kalmayı başarmak yeterli görülebiliyor.
Oysa siyaset, yalnızca görünür olma sanatı değildir.
Siyaset; sorumluluk alma, sorun çözme ve gelecek inşa etme işidir.
Bugün Türkiye'nin en büyük sorunlarından biri de tam olarak burada ortaya çıkıyor. Gerçek anlamda iş yapmak isteyen, bulunduğu ilin, ilçenin veya ülkenin sorunlarına kafa yoran insanların siyasette hak ettikleri karşılığı bulmakta zorlanması, siyasi kalitenin düşmesine neden oluyor.
Bir ilçenin yolunu, suyunu, imarını, tarımını, eğitimini ve geleceğini düşünen siyasetçi ile yalnızca bir sonraki seçimi düşünen siyasetçi aynı kefeye konulmamalı.
Çünkü siyaset yalnızca seçim kazanmak değildir.
Siyaset, seçimden sonra başlayan bir sorumluluktur.
Bir belediye başkanı göreve geldiğinde önündeki mesele sadece bir sonraki seçim değildir. O ilçenin 10 yıl sonra nerede olacağını düşünmek zorundadır. Bir milletvekili yalnızca kendi bölgesinin oy hesabını değil, ülkenin geleceğini de düşünmelidir. Bir parti yöneticisi, partisinin günlük tartışmalarından önce toplumun gerçek gündemini görebilmelidir.
Ancak bugün siyasi tartışmaların önemli bir bölümü projelerden çok kişiler üzerinden yürütülüyor.
Kim kiminle görüştü?
Kim kimin yanında durdu?
Kim hangi fotoğrafı paylaştı?
Kim kime cevap verdi?
Kim daha fazla gündem oldu?
Siyasetin merkezine bunlar yerleştiğinde, toplumun gerçek meseleleri geri plana itiliyor.
Oysa vatandaşın gündemi çok daha farklı.
Vatandaş iş istiyor. Gençler gelecek istiyor. Çiftçi üretimin sürdürülebilir olmasını istiyor. Esnaf ayakta kalmak istiyor. İlçeler gelişmek, şehirler büyümek ve insanlar yaşadıkları yerde gelecek kurabilmek istiyor.
Bütün bunların karşılığını verecek siyasetçiye ihtiyaç var.
Siyasette kaliteyi yeniden yükseltmenin yolu da burada başlıyor. İnsanları yalnızca alkışladıkları için değil, ortaya koydukları fikirler ve yaptıkları işler nedeniyle değerlendirmek gerekiyor.
Her eleştiriyi düşmanlık, her farklı görüşü ihanet olarak görmek siyasetin ufkunu daraltır.
Siyaset yeniden kaliteli hale gelecekse, önce siyasetin ne olduğunu yeniden hatırlamamız gerekiyor:
Siyaset makam değil, emanettir.
Ve emanetin değeri, onu taşıyanların ciddiyetiyle ölçülür.
