Geçtiğimiz hafta bu köşede birlik ve beraberlikten söz etmiştim.
Eskil'in geleceği için herkesin ortak akılla hareket etmesi gerektiğini, siyasi görüşü ne olursa olsun ilçenin menfaatinde buluşabilmesinin önemini anlatmaya çalışmıştım.
Yazının ardından dikkatimi çeken bir durum oldu.
Aynı düşünceyi ben sosyal medya hesabımdan paylaştığımda onlarca kişi okuyor, birkaç beğeni alıyor. Ancak aynı cümleleri, aynı mesajı bir siyasetçi paylaştığında binlerce kişiye ulaşıyor, beğeni ve yorum rekorları kırıyor.
O zaman kendi kendime şu soruyu sordum:
Sorun gerçekten siyasetçiler mi?
Sanırım cevabın tamamı bu değil.
Biz, insanları söylediklerine göre değil, kim söylediyse ona göre değerlendiriyoruz. Bir sözün doğruluğundan çok söyleyen kişinin makamına, unvanına veya siyasi kimliğine bakıyoruz. Tam da "Ye kürküm ye" atasözünün anlattığı gibi...
İşte bu anlayış değişmediği sürece gerçek anlamda birlikten söz etmek kolay görünmüyor.
Çünkü siyasetçileri bugünkü konuma getiren de aslında bizleriz. Sürekli onları merkeze koyuyor, her konuda onlardan bir adım bekliyoruz. Sonra da neden kimse ortak hareket etmiyor diye yakınıyoruz.
Bir başka dikkatimi çeken nokta ise şuydu...
Yazının altına onlarca yorum yapıldı. Farklı görüşler dile getirildi. Ancak bugüne kadar hiçbir siyasetçi çıkıp da, "Evet, haklısın. Biz de birlik olmayı başaramıyoruz." demedi.
Bunu eleştirmek kolay.
Ama biraz da onların penceresinden bakmak gerekiyor.
Belki de yazmak istiyorlar. Belki de gerçekten aynı duyguları taşıyorlar. Fakat sosyal medyanın acımasız dili buna izin vermiyor. Bir siyasetçi böyle bir yorum yapsa, dakikalar içinde farklı kesimlerden onlarca eleştiriyle karşılaşacağını biliyor. Kendi tarafı tarafından "ödün veriyor" denilecek, karşı taraf ise samimiyetini sorgulayacak.
Böyle olunca kimse risk almak istemiyor.
Sonuçta herkes sessiz kalmayı tercih ediyor.
Oysa ilçeler, şehirler ve ülkeler; birbirini alkışlayanlarla değil, gerektiğinde özeleştiri yapabilenlerle gelişir.
Birlik, yalnızca kürsülerde edilen güzel cümlelerden ibaret değildir. Birlik; farklı düşüncelere rağmen aynı masa etrafında oturabilmek, doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilmektir.
Belki de önce biz değişmeliyiz.
İnsanları kim olduklarına göre değil, ne söylediklerine göre değerlendirmeliyiz.
Bir cümle, belediye başkanı söylediğinde de doğrudur; muhtar söylediğinde de, gazeteci söylediğinde de, sıradan bir vatandaş söylediğinde de...
Çünkü doğru sözün sahibi değil, değeri önemlidir.
İşte o gün geldiğinde, belki de yıllardır özlemini çektiğimiz birlik ve beraberlik kendiliğinden oluşacaktır.
